İstanbul Finans Merkezi

Basın Odası

Projeler &Yatırım & Gayrimenkul

Global Finans Merkezleri Indexleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Index :20 Eylül 2016

 

Kasım 2017
P S Ç P C C P
30 31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 1 2 3

Duyurular / Haberler

İstanbul Finans Merkezi Çalışmaları

Başbakan Yardımcısı Şimşek, İstanbul’un Finans Merkezi olması için çalışmaların hızlandığını, başta vergi, bankacılık, sermaye piyasası alan...

Devamı...

Halk GYO İstanbul Finans Merkezi Projesi

İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesinin en büyük paydaşlarından biri olarak, proje dahilindeki arsamız üzerinde hayata ...

Devamı...

İstanbul Finans Merkezine Büyük Piyango

Maliye Bakanı Naci Ağbal, yakın zamanda İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nu çıkaracaklarını belirterek, "Binaları yapmak tek ...

Devamı...

Arşiv: Duyurular

CANİKLİ: İSTANBUL FİNANS MERKEZİ'NDE İSTEDİĞİMİZ YERDE DEĞİLİZ

e-Posta Yazdır PDF

Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, İstanbul Finans Merkezi'nde istedikleri yerde olmadıklarını belirterek, "Bunu itiraf etmekte fayda var ama son birkaç aydan beri İstanbul Finans Merkezi'nin altyapısının hayata geçirilmesi noktasında çok ciddi bir atılım dönemi başladı." dedi.

 

Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, İstanbul Finans Merkezi'nde istedikleri yerde olmadıklarını belirterek, "Bunu itiraf etmekte fayda var ama son birkaç aydan beri İstanbul Finans Merkezi'nin altyapısının hayata geçirilmesi noktasında çok ciddi bir atılım dönemi başladı." dedi.

Canikli, Sermaye Piyasaları Kongresi kapsamında gerçekleştirilen "Güçlü Sermaye Piyasaları Güçlü Türkiye" panelinde BloombergHT TV Genel Yayın Yönetmeni Cüneyt Başaran'ın sorularını yanıtladı.

"İstanbul Finans Merkezi'nde istediğimiz yerde miyiz? Her şey yolunda gidiyor mu?" sorusu üzerine Canikli, istenilen yerde olunmadığını belirterek, "Cumhurbaşkanımızın bu konudaki talimatının üzerinden 7-8 yıl geçti ama orada istediğimiz hızı sağlayamadık. Bunu itiraf etmekte fayda var ama son birkaç aydan beri İstanbul Finans Merkezi'nin altyapısının hayata geçirilmesi noktasında çok ciddi bir atılım dönemi başladı." diye konuştu.

Canikli, bu çerçevede Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) hizmet binalarının temel atma töreninin gerçekleştirildiğini anımsatarak, şunları kaydetti:

"Bu konuyla ilgili en önemli husus da muhkem (sağlam) bir mevzuat altyapısının oluşturulması son derece önemli. Çünkü finans merkezi olabilmesi için bazı teşvik edici unsurların devreye sokulması gerekiyor. Dünyadaki uygulamalardan da biliyoruz. Bunu sağlamak amacıyla İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nu çıkarmak için çalışmalar devam ediyor. Takvim vermek pek doğru olmayabilir ama çok kısa süre içerisinde, muhtemelen bütçenin TBMM'deki görüşmeleri tamamlandıktan kısa bir süre sonra İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nu çıkarmış olacağız. Esas ivme ondan sonra ortaya çıkacak.

Bunlar elbette ki teşvik için finans merkezinin oluşumu için olmazsa olmaz şartlar ama onun ötesinde küresel bir talebin olması gerekiyor. Bunu kısa sürede oluşturamazsınız. Bu bir sürecin sonucunda çıkar ya da çıkmaz. Bu açıdan bakıldığında Türkiye ekonomisi ve finans piyasalarına ciddi talep söz konusu. Bunun altında yatan en önemli itici faktör 14 yıldan beri Türkiye'ye yatırım yapan hiç kimse bir sıkıntıyla, riskle karşı karşıya kalmadı. Yani yatırımcı nemasıyla beraber istediği zaman parasını yurt dışına çıkarabildi. Türkiye finansal piyasalarının derinliği bunu sağladı, buna imkan verdi."

- "Türkiye'nin inanılmaz bir uyum kapasitesi var"

Nurettin Canikli, yatırımcının nemasıyla beraber istediği zaman çıkma imkanı yoksa ya da bir şüphe, tereddüdü varsa böyle bir piyasanın uluslararası anlamda finans merkezi olmasının beklenemeyeceğini ifade ederek, "14 yıldan beri test edildi. Türkiye ekonomisi ve finans yapısı açısından bu çok önemli bir kredibilitedir. Herhangi bir tereddüt yok. Zaman zaman konjonktürel olarak içinde bulunduğumuz coğrafyanın ortaya çıkardığı birtakım dalgalanmalar var, ekonomik değil siyasi dalgalanmalar, onun da kalıcı bir tahribatı söz konusu değil." şeklinde konuştu.

Canikli, bir başka açıdan bakıldığında Türkiye ekonomisinin bu kadar zor ve dalgalı şartlara rağmen, makrolarında, genel dengesinde bir bozulma olmadan bununla yaşamaya alıştığını, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı dış şok denilebilecek bu olaylarla gelişmiş ekonomiler dahil başka bir ekonominin ayakta kalma ihtimalinin bulunmadığını söyledi.

15 Temmuz'da ekonomik dengeleri tahrip, bozma potansiyeli son derece yüksek bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalındığını vurgulayan Canikli, bu olayın cuma günü gerçekleştiğini, pazartesi günü bütün piyasaların açık olduğunu, hiçbir şey olmamış gibi fonksiyonlarını ifa ettiklerini anlattı.

Bunun son derece önemli olduğunu ifade eden Canikli, "Türkiye Borsa İstanbul'u açamaz', 'bankalar faaliyetlerini sürdüremez' gibi temenni ya da beklentiler yapıldı ama hiçbiri gerçekleşmedi. Türkiye'nin inanılmaz bir uyum kapasitesi var. Bu tür şoklarla ve hadiselerle yaşama ve onların muhtemel olumsuz etkilerini kısa sürede telafi etme fleksibilitesine (esneklik) sahip bir ekonomi." dedi.

- "Bankacılık sektöründen fedakarlık talep etmiyoruz"

Bankacılık sektöründen bir fedakarlık beklendiği iddiasına yönelik soruya da Canikli, şöyle yanıt verdi:

"Önce şunu düzeltmekte fayda var. Biz bankacılık sektöründen fedakarlık talep etmiyoruz, güçlü kalması gerekiyor. Ekonomide birçok kırmızı çizgimiz ve önceliğimiz var. Sıkı bir maliye politikası, güçlü büyüme performansının sürdürülmesi ve bankacılık sektörünün güçlü kalması... Biz şunu söylüyoruz; faizler yüksek, bu tartışmasız. Yatırımcılarımızın rekabet gücünü olumsuz etkiliyor, bu da reel bir gerçek. Bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Peki bu nereden kaynaklanıyor? Esas itibarıyla yüksek faizin kaynağı mevduata verilen yüksek faiz. Elbette birtakım, Merkez Bankası'nın bazı yöntemleri, birtakım araçları yeniden değerlendirerek bankaların maliyetlerini aşağı çekme imkanı var. Keza bankaların bankacılık sistemini kendi maliyet yapıları üzerinden bir miktar aşağı çekerek faiz düşürülmesine yansıtması mümkün ama bunlardan ziyade esas önemli faktör kredi faizlerinin yüksek oluşunda mevduata verilen yüksek faizdir."

- "(Faiz ile enflasyon ilişkisi) Bildiklerimizin hepsi yerle bir oldu"

Başbakan Yardımcısı Canikli, içinde bulunulan dönemin, bütün küresel ekonomi açısından aslında faizlerle enflasyon arasındaki ilişkinin zayıfladığı, hatta belki geçici olarak koptuğu bir dönem olduğunu ifade ederek, "Sadece faiz ile enflasyon arasında değil, aynı zamanda parasal büyüklüklerle de faiz arasındaki ilişkinin yerle bir olduğu... Klasik ekonomi kitaplarında okutulan en temel kurallardan biri budur ama şu an itibarıyla sadece likidite etkisiyle faizler düşüyor ama enflasyonla ilişki noktasında bildiklerimizin hepsi yerle bir oldu. Değerlendirmeyi yaparken bunu dikkate almak gerekiyor." şeklinde konuştu.

Faizlerin negatiflere gittiği, finansman maliyetinin gelişmiş ekonomilerde düştüğü bir dönemde Türkiye'nin de, gelişen piyasaların da bundan ayrı düşünülemeyeceğini belirten Canikli, bütün bunlara rağmen beklentinin, talebin, enflasyonun altında negatif bir reel faiz mevduat sahibine ödenmesinin öngörülmediğini kaydetti.

Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, mevduat faizlerine ilişkin, "Burada bir köpük, şişkinlik var." dedi.

Canikli, Sermaye Piyasaları Kongresi kapsamında gerçekleştirilen "Güçlü Sermaye Piyasaları Güçlü Türkiye" panelinde BloombergHT TV Genel Yayın Yönetmeni Cüneyt Başaran'ın sorularını yanıtladı.

Aşırı rekabet, mevduat bulma ve çekme yarışı nedeniyle mevduat faizlerinde yüksekliğin söz konusu olduğunu vurgulayan Canikli, "Burada bir köpük, şişkinlik var. Onun da nedeni, biraz sermaye de yetersiz, tasarruflar da yetersiz ve bankalar yetersiz olan bu sermayeyi çekmek için yarışıyorlar. Yüksek mevduata yüksek faiz veriyorlar." diye konuştu.

Mevduattaki aşırı rekabetin ortaya çıkardığı faizin düşürülmesinin talep edildiğini ifade eden Canikli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu ne kadardır? Bize göre 2-2,5 puanlık bir marj burada vardır. Doğrudan kredi faizlerine yansıyacak bir marjdır. Bu rakam da maliyetlerin düşürülmesi anlamında ciddidir. Bunu yaparken de oyunun kurallarını değiştirmiyoruz, müdahale etmiyoruz, serbest piyasa ekonomisinin imkan sağladığı çerçevede, rekabet kurallarını ihlal edemeyiz. Bunlara sadık kalmamız gerekiyor. Konuşarak, görüşerek, bu meseleyi çözmeye çalışıyoruz. Önemli bir mesafe aldığımızı söylememiz gerekiyor. Bankalarımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Faizi indirme noktasında bir süreç başladı, bir irade ortaya koydular. Bu devam edecektir, etmelidir de... Bu performans nedeniyle bankalarımızı tebrik ediyorum."

- "Yeni bir finansal araç..."

Nurettin Canikli, Cüneyt Başaran'ın "Rekabetten ortaya çıkan köpüğün zaman içerisinde, yine piyasa şartları içerisinde geri gelmesini beklediğinizden bahsettiniz" demesi üzerine, "Birtakım araçlarımız da var ama bunu açıklamak erken olabilir. Mevzuat çalışmalarımız devam ediyor. Muhtemelen önümüzdeki hafta ya da ondan sonraki hafta bu konuda önemli bir rahatlama sağlayacak yeni bir finansal araç... Türkiye'nin çok kullanmadığı, türev menkulleştirme anlamında etkili olabilecek bir aracı devreye sokacağız. Tabii ikazımızı yapalım, türev deyince bu konuda çok fazla genişlemek istemiyoruz. İkinci türev, üçüncü türev özellikle tasvip etmediğimiz genişlemeler, ona da çok müsaade etmeyeceğiz. Gelişmiş piyasalarda bankaların en büyük sıkıntısı bu. Aktifleri fiktif türevlerle dolu. Türkiye piyasasının tercih edilmesinin sebeplerinden biri de bu." ifadelerini kullandı.

Türkiye'deki fiktif alanın neredeyse sıfıra yakın olduğunu belirten Canikli, Türk bankacılık sistemindeki aktif varlıkların kalitesinin gelişmiş ülkelerdeki bankaların aktif kalitesinden çok daha sağlıklı ve güçlü olduğunu vurguladı. Canikli, onların düştüğü hataya Türkiye'nin düşmemesi gerektiğini, bu nedenle bu ikazı yaptığını belirterek, "Ama türev piyasasının risk oluşturmayacak tarzda kullanılması gerekiyor." dedi.

- "Ziraat Bankası'nın fonlarını, kredisini satın almak istiyor"

Başbakan Yardımcısı Canikli, Bireysel Emeklilik Sistemi'nde (BES) sürecin öngörüldüğü gibi gidip gitmediğine ilişkin bir soru üzerine, otomatik katılımla ilgili bütün altyapıyı tamamladıklarını, ocak ayından itibaren sistemin yürürlüğe gireceğini hatırlattı.

Bu konuda herhangi bir sorun beklemediklerini ifade eden Canikli, gönüllü BES'te ciddi bir kaynak oluştuğunu, burada katılımın daha da fazla olacağı için 100 milyar liranın üzerinde bir kaynak beklediklerini kaydetti. Canikli, kaynağın ilk yıldan itibaren ortaya çıkacağını ve bütün oyunculara belli oranlarda dağıtılacağını, Türkiye Varlık Fonu da dahil herkesin bundan faydalanacağını, böylece yetersiz tasarruf nedeniyle ortaya çıkan piyasalardaki baskının da ciddi ölçüde azalacağını vurguladı.

Canikli, "Türkiye Varlık Fonu, bugün özellikle bankaların fonlama yaptığı alanlarda ciddi bir kaynak aktarımı imkanı ortaya çıkaracağı için yine bankacılık sektörünün baskısını büyük oranda azaltacak ve bankalar kaynaklarını daha değişik alanlara plase etme imkanı bulacaklar. Bankalar, güçlü aktiflerini menkulleştirerek içeride ve dışarıda varlık oluşturmak için kullanabileceği için bu da başka bir rahatlama sağlayacak." diye konuştu.

Kamu bankalarının büyük projelere finansman sağladığını ifade eden Canikli, başlangıçta bankaların bu projelere katkı sağlama konusunda çok istekli olmadığına işaret ederek, şunları kaydetti:

"Fakat daha sonra, şu anda mesela Ziraat Bankası'nın fonlarını, kredisini satın almak istiyorlar. Yurt dışından da talep söz konusu. Bu çok önemli bir gelişmedir. Bunun için de uygun bir finansman modeli ve aracının devreye sokulması gerekiyor. Bunlar şu anda biraz zor. Geleneksel yöntemlerle uygulanır ama menkulleştirme yöntemi ile çok daha rahat içeride ve dışarıda buna kaynak sağlayabilir. Dolayısıyla bankalar bu projelere başka kaynaklardan finansman aktarabilirlerse, oluşacak olan bu kaynakları reel sektöre daha düşük maliyetle aktarma imkanı ortaya çıkar."

- "Esas itibarıyla net artı oluşturabilecek kaynak oluşturulmasına bakıyoruz"

Nurettin Canikli, Türkiye Varlık Fonu'nun yeni kaynak oluşturmak amacıyla kurulduğunu, mevcut fonların bir yerleri finanse ettiğini belirterek, esas itibarıyla net artı oluşturabilecek kaynak oluşturulmasına baktıklarını, bunun yeni fonların ya da duran varlıkların menkulleştirilerek içeride ve dışarıda kaynak sağlanması yöntemi ile olacağını söyledi.

Bu konuyla ilgili çalışmaların birkaç hafta içerisinde netleşeceğini, çok ciddi kaynakların ortaya çıkacağını, bunları uzun vadeli stratejik yatırımlara yönlendireceklerini ifade eden Canikli, piyasaların genelde uzun vadeli dönüşü olan yatırımlara finansman sağlama noktasında biraz çekingen davrandığını, esasında bankacılık sisteminin mevduat yapısının da buna imkan sağlamadığını kaydetti.

Türkiye Varlık Fonu'nun bütün piyasa işlemlerini yapabileceğini belirten Canikli, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) para politikasına ilişkin de, yüksek finansman maliyetinin aşağı çekilmesi konusunda öncülüğü TCMB'nin yaptığını, TCMB'nin politika faizinde aşağı yönlü bir trende imza attığını, bu düşüşün belli oranlarda kredi faizlerine yansıdığını söyledi.

Öncü rolün TCMB'de olduğunu ve TCMB'nin, bu rolü son dönemde çok olumlu bir şekilde ifa ettiğini belirten Canikli, şunları kaydetti:

"Para politikasını maliye politikasından ayrı düşünemezsiniz. Elbette TCMB'nin temel hedefi fiyat istikrarı... Buna odaklanması gerekir ama bu hedefe ulaşırken büyüme, istihdam, yatırım hedefleriyle de uyumlu bir şekilde bunu götürmesi gerekir ki TCMB Kanunu'nda da bu açık bir şekilde zikredilmiştir. Ayrıca, yüksek enflasyon bugün ekonomilerin birincil problemi değildir. Esas problem şu anda daralma, küçülmedir, hatta bazı ülkelerde resesyondur. Bu küresel problemdir. Dolayısıyla merkez bankaları da para politikalarını uygularken bu gerçeği dikkate almak zorundalar. Yani sanal bir dünyada yaşamıyor Merkez Bankası. Sonuç itibarıyla içinde bulunduğumuz şartların getirdiği sıkıntıları da önceleyen, onları da modele katan bir politika izlemesi gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında Merkez Bankamız son dönemde son derece başarılı ve sonuç alıcı bir politika izliyor. TCMB'nin aynı zamanda piyasayı fonlama politikalarında da olumlu noktada bir gelişme söz konusu. Bugün bankalarımızın faizleri düşürme noktasında bir çalışması varsa, bir sonuç ortaya çıkmışsa, bunda TCMB'nin bu politikasının da önemli bir payının olduğunu kabul etmemiz gerekiyor."

Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, kura ilişkin, "Bununla yaşamak zorundayız, bunu kabullenmemiz gerekiyor. Sadece sürekli bir trend olarak dövizin düşmesi üzerine bir model geliştiremeyiz." dedi.

Canikli, Sermaye Piyasaları Kongresi kapsamında gerçekleştirilen "Güçlü Sermaye Piyasaları Güçlü Türkiye" panelinde BloombergHT TV Genel Yayın Yönetmeni Cüneyt Başaran'ın sorularını yanıtladı.

Canikli, kurdaki oynaklık ile ilgili, "Benim gerçekten anlamakta en zorlandığım konulardan bir tanesi kurda meydana gelen hareketlerin bu kadar yoğun ve çok anlam yüklenerek tartışılması." dedi. Türkiye'nin dalgalı kur politikası uyguladığını anımsatan Canikli, piyasa şartlarında bunların normal olduğunu söyledi.

Sadece dalgalanma üzerine birçok finansal aracın olduğunu belirten Canikli, "Bununla yaşamak zorundayız, bunu kabullenmemiz gerekiyor. Sadece sürekli bir trend olarak dövizin düşmesi üzerine bir model geliştiremeyiz. Onun üzerine bir yapı kuramayız, onun üzerine bir üretim yapamayız, onun üzerine maliyetlerimizi hesap edemeyiz. Dolayısıyla hesabımızı bu dalgalı yapı üzerine kurmamız gerekiyor." diye konuştu.

Başka bir zamanda TL'nin aşırı değerli olmasından bahsedildiğini hatırlatan Canikli, o zaman da aynı şeyi söylediklerini, çok ani oynaklığın giderilmesi dışında piyasaya müdahale edilmemesi gerektiğini ifade etti. Canikli, "Aşağı doğru giderken nasıl müdahale etmediysek, şimdi de aynı şey geçerli." dedi.

Dolardaki bu gelişmeleri iç piyasa değişkenleriyle ilişkilendirmemek gerektiğini belirten Canikli, bunun tamamen dışarıdan kaynaklanan nedenlerle ve sadece TL'nin karşı karşıya kaldığı bir durum olmadığını vurguladı.

Avronun dolar karşısında ciddi değer kaybına uğradığını, sterlinin son bir ayda değer kaybının yüzde 20'yi geçtiğini vurgulayan Canikli, kura ilişkin, "Bu anlamda bakıldığında kesinlikle bir risk faktörü değildir. Piyasa değişen dengelere göre kendini ayarlıyor. Aslında bir güvenlik mekanizması bu. Böyle görmek gerekiyor." ifadesini kullandı. Canikli, piyasada bir denge olmadığını, birden fazla denge bulunduğunun altını çizdi.

Gittiği bir toplantıda kendisine "Bu devalüasyonu engelleyin" denildiğini belirten Canikli, "Devalüasyon falan yok ortada. Artık o dönemler bitti. Piyasa şartlarında doğal dalgalanmadır." dedi.

Canikli, özel sektörün döviz açık pozisyonunda bulunmamasının baştan beri söylendiğini de anımsattı.

- "Devirden sonra borsada kote olan şirketlerin hisse değerleri hızlı bir şekilde yükseldi"

Nurettin Canikli, TMSF'ye aktarılan şirketlerle ilgili bundan sonraki sürecin nasıl olacağına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. 15 Temmuz'dan sonra Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Türkiye ekonomisi ve finansman ayağında ciddi müdahalelerin olduğunu, birçok şirket kullanılarak terör örgütüne kaynak aktarıldığını ve örgütün paralarının aklandığının ortaya çıktığını anımsatan Canikli, mahkemelerin de gereken adımları attığını, sonra kayyum tayinlerinin başladığını anlattı.

Söz konusu şirketlerle ilgili piyasada yoğun bir algı oluşmaya ve bütün ticari ilişkilerinin de zayıf ve olumsuz etkilenmeye başladığını dile getiren Canikli, müdahale edilmemesi halinde bu şirketler için çok ciddi iflasların, mali yapıda bozulmaların olabildiğini söyledi. Canikli, "Sayı da sürekli artıyor, müdahale etmemiz gerekiyordu." dedi.

Yönetim noktasında bazı sıkıntılar ortaya çıkınca bu işe müdahale etme gereğinin ortaya çıktığını dile getiren Canikli, "Göz göre göre bu firmaların ekonomiden çekilmesi, oradan kaynaklanan yatırımların azalması, istihdam noktasında kayıpların ortaya çıkması ihtimali belirince, kayyumluk atanması halinde bunun TMSF tarafından yapılmasının uygun olacağına karar verdik. TMSF'nin bu konuda ciddi tecrübesi var." diye konuştu.

Canikli, şu anda sistemin güvende olduğunu, bu şirketlerle ilgili olumsuz algının büyük oranda ortadan kalktığını vurguladı. Devirden sonra borsada kote olan şirketlerin hisse değerlerinin hızlı bir şekilde yükseldiğini belirten Canikli, "15 Temmuz öncesinin üzerine geçti. Hatta bazıları arkadaşlara 'TMSF bizden daha iyi yönetiyormuş' diye haber gönderiyormuş. Çünkü büyük bir sorumluluk var, onun farkındayız." dedi.

- "şu an itibarıyla 496 şirket TMSF'ye devredilmiş durumda"

Başbakan Yardımcısı Canikli, şu an itibarıyla 496 şirketin devredilmiş durumda olduğunu, bunun kesinlikle bir el koyma olmadığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Çünkü uluslararası piyasalarda bu şekilde değerlendiriliyor, düzeltmeye çalışıyoruz. Bir kez daha altını çizelim, el koyma falan değil. Mahkeme kararı sonucuna kadar bunları maliye yapıları bozulmadan ayakta tutmak, faaliyetlerini sürdürmek... Yargılama sonucunda mahkemeler bu şirketlerle ilgili karar verecek. Kara para akladığı, teröre finansman sağladığı tespit edilirse devlete aktarılacak. Eğer suçsuz olduğu anlaşılırsa o zaman sahiplerine iade edilecek. Her iki durumda da bunların ayakta kalması, ekonomiye katkı sağlamaları gerekiyor. Bunu yapıyoruz.

Akredite kuruluşlar vasıtasıyla devredildiği tarih itibarıyla bütün şirketlerin mali yapılarının fotoğrafını çekiyoruz. TMSF'ye devredildiğinde bu şirketlerin mali yapıları nasıldı? Yarın 'TMSF iyi yönetemedi, bozuldu' gibi tartışmalar gündeme gelirse, ki mutlaka gelir, kamuoyuna doğru bilgi vermek amacıyla devir tarihi itibarıyla bütün şirketlerin fotoğraflarını çekiyoruz. İkincisi de faaliyetlerinin sürdürülmesinde fayda görülmeyen, mali yapılmaları bozulmuş bir firmayı ayakta tutmanın da bir anlamı yok. Eğer bu şekilde tespit edilecek firmalar olursa, onlar da satılacak ve tasfiye edilecek. Parası bloke edilecek ama kalan bir şey olursa... Mahkeme ne karar verirse ona göre hareket edilecek."

Canikli, TMSF'nin yönettiği şirketlerin bir kısmının uluslararası sermaye ile ilişkisinin bulunduğunu, uluslararası yatırımcıların bundan zarar görmemeleri için çok dikkatli davrandıklarını, hatta uluslararası sermaye lehine pozitif ayrımcılık yaptıklarını söyledi.

Bank Asya için tasfiye kararı verildiğini anımsatan Canikli, normalde tasfiye yapılana kadar hiçbir ödemenin yapılmadığını, kredisi olan uluslararası sermaye sahiplerine tasfiye sonrasında ödeme olacağını bildirdi.

- "Gündemimizde seçim yok"

Nurettin Canikli, gündemlerinde seçim olmadığını söyledi.

Anayasa konusundaki gelişmelerin herkesin gözü önünde açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü belirten Canikli, şu anki anayasal sistemin birçok risk içerdiğini, özellikle Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında potansiyel çatışma riskleri ihtiva ettiğini söyledi.

Canikli, mevcut anayasanın bir idari işlemin başlangıcı ile bitirilmesi görevini 2 pozisyona verdiğini ifade ederek, "Başlatma görevi Başbakan'ın, nihayete erdirme, tamamlama onaylama görevini Cumhurbaşkanı'na vermiş. Yani bir işlem, bir unvanla, bir pozisyonla bitmiyor." dedi.

Şu andaki gibi her zaman iki pozisyon arasında bir uyum olamayabileceğini vurgulayan Canikli, 10-20-30 yıl sonra, bu iki pozisyonun farklı siyasi partilerden oluştuğu düşünüldüğünde Türkiye'nin her gün bir krizle karşı karşıya olabileceğini söyledi. Canikli, bunun kendilerine göre tek bir yönteminin, bunun da güçlü bir başkanlık sistemi olduğunu vurguladı.

Bu konuda önemli bir adım attıklarını, bunun da Cumhurbaşkanı'nın doğrudan halk tarafından seçilmesi olduğunu vurgulayan Canikli, "Buradan geriye gidiş olmayacağına göre, gerçekçi yaklaşım parlamenter sisteme dönmek değil. Dönemeyiz. Bu yetkiyi vatandaştan bir daha alamayız." diye konuştu.

Şu anki sistemin güçlerin tek elde toplanmasına imkan sağladığını kaydeden Canikli, şöyle devam etti:

"Çünkü yasama ile yürütme iç içe geçmiş durumda. İktidarı oluşturan siyasi parti grubu hem hükümeti yönetiyor hem de meclisi yönetiyor. Dolayısıyla şu andaki sistemde yasama yürütmede erklerin ayrılığı yok gerçek anlamda... Tam tersine erklerin, yürütmenin ve yasamanın bir araya gelmesinin ortaya çıkaracağı aşırı güç tehlikesi söz konusu. Ama başkanlık sisteminde bütün bunlar dengeleniyor. Görüşmeler devam ediyor. Kısa süre içerisinde tam başkanlık modelini içeren teklifimizi Meclis'e getireceğiz. Orada bir ortağımız var, MHP ile yapıyoruz bu işi. Elbette bir mutabakat sağlanacak. O mutabakat sağlandıktan sonra 330'u aşacak şekilde bir tablo inşallah görülürse, ki şu anda görülüyor, teklifi Meclis'e getireceğiz."

- "Gece yaşanan hadiseler dahil olmak üzere hiçbirisi ekonomide olumsuzluğa yol açmaz"

Başbakan Yardımcısı Canikli, terörün maliyetinin çok yüksek olduğunu, siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda çok büyük bedeller ödendiğini, binlerce şehit verildiğini, insanların mağdur olduğunu söyledi. Terör ile topyekun mücadele edildiğini belirten Canikli, şunları kaydetti:

"Terör ile mücadele sadece güvenlik araçlarıyla yapılmaz bunu zaten yapıyoruz, sıkıntı yok. Güvenlik güçlerimiz kahramanca mücadele ediyorlar, sonuç alıyoruz. Ama diğer bütün unsurlarla da bu mücadelenin desteklenmesi gerekir. Herhangi bir yapı, kişi, teröre her türlü desteği veriyor. Bir milletvekili düşünün, teröre silah taşıyor ya da ona benzer başka destekler veriyor. Mücadele edilirken terörün bütün alanlarıyla mücadele edilmesi gerekiyor. Son gelişmeleri de bu bağlamda düşünmek gerekiyor.

FETÖ, PKK ve DEAŞ ile diğerleriyle mücadele ediyoruz ama yarım yamalak mücadele olmaz, bunu vatandaş da görüyor. Çıkıyor bir siyasi parti yetkilisi, eş başkanı ya da milletvekili teröre maddi ve manevi anlamda her türlü desteği veriyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu ölüm kalım savaşı, ülkenin beka mücadelesi... Doğu ve Güneydoğu'da yaptığımız mücadele çok büyük. Bu mücadelenin terörün içinde olan herkese karşı yapılması gerekir, diplomasi de dahil... Başarılı sonuç almamız için o çerçevede yapılıyor."

Canikli, terörü bu topraklardan sürmek için aktif bir mücadele yöntemi uyguladıklarını ifade ederek, "Bölgede yaşayan vatandaşlarımız dahil bütün vatandaşlarımız bunu destekliyor. Çünkü biz attığımız adımların sonuçlarını anketlerle ölçüyoruz. Bu attığımız adımların, gece yaşanan hadiseler dahil olmak üzere hiçbirisi orta vadede ekonomide kesinlikle olumsuzluğa yol açmaz. Terör tehdidinin ortadan kalkma ihtimali güçlendikçe, aynı şekilde başkanlık sistemi, yönetimde gelecek ile beklentisi güçlendikçe bu ekonomik istikrar algısını olumlu yönde etkiler. Sermayenin daha çok güvende duymasını sağlar." şeklinde konuştu.

 

AA

Son Güncelleme ( Salı, 14 Şubat 2017 08:52 )